“En küçük oda çocuğundur, kız ise pembe erkek ise mavi renk boyalıdır.” ile büyüdük. Bir çatı ve duvarlar ördük ev resimlerimizde. Çocuğa bakış açısı, mimariye ve içinde olduğumuz kentsel yaşama elbette yansıyor. Mimarinin çocuğa bakış açısı çocuğun yaşamını doğrudan etkiliyor. Mimarlık sadece bina yapmak değil bir yaşam kurmaktır aslında ve bu yaşamın nasıl kurulacağı oldukça önemlidir. Çünkü çocukların bağımsız hareketleri, oyun deneyimleri, yaratıcılıkları, sosyal duygusal becerileri… kentsel mekan tasarımlarıyla büyük ölçüde şekilleniyor.

Çocuk katılımını savunan bazı mimarlar, atölyeler düzenliyor ve bu uygulamalı etkinliklerin çok sayıda faydası olduğunu araştırmalarla ortaya koyuyorlar. Çocuklar, bu atölyelerde nasıl bir oyun alanında oynamak, nasıl bir okulda deneyim geliştirmek, nasıl bir evde yaşamak istediklerini çalışmalarına yansıtıyorlar. Yaşamın içinden problemlere, üst düzey zihinsel becerilerini geliştirerek çözüm buluyor, tasarım ve çevresel karar verme süreçlerini geliştiriyorlar. Bu süreç yaşadıkları çevreyi ve bu çevreye ait sorunları daha iyi tanımalarına, sorumluluk almak için bir motivasyona ve çevreye duyarlılığın gelişmesine yardımcı oluyor.

Mimari ve çocuk başlığı altında yapılan araştırmaların bir kısmında ise farklı bir çocuk algısı ortaya konuyor. Çocuğun terbiye edildiği, bilincin aşılandığı, kimlik ve ilk becerilerini kazandığı yer “okul”, normal olmayan ve atletik olmayan “çocuk”, matematiği, okuma yazmayı da öğreten basit ve ucuz “oyun parkı” tanımlanıyor.

Kent-leşme ve Çocuk

“Arsa!… Ey siz; gürbüz sağlıklı kır çocukları! Kendinizi uçsuz bucaksız mavi göğün altında, geniş mi geniş ovalarda bulmak için bir küçük adım atmanız yeterlidir. Siz ki gözleri enginliklere, sonsuz uzaklıklara bakmaya alışkın; şehirlerin gri duvarları arasında kıstırılıp kalmamış çocuklarsınız. Uçsuz bucaksız bir alan, bir şehirli çocuk için ne anlama gelir tahmin bile edemezsiniz! Şehirli çocuk için, esasında bir toprak parçasından başka bir şey olmayan; bir tarafı tahta perdeyle, öteki tarafı evlerin yüksek duvarlarıyla çevrilmiş olan bu boş alan, özgürlük demektir. ”

Molnar, Pal Sokağı Çocukları

Özgürlük, oyun kentlerde tükendi. Çok katlı yapılar, motorlu taşıtlar kentlere egemen artık. Bugün hızlı, dışa kapalı, ayrışmış, güvenlik odaklı, toprakla ilişkinin ve yeşil  alanların azaldığı,  yerleşimin  sürekli  dikey yönde  geliştiği yeni bir yaşam karakteri var. Çocukların en yakın buluşma adresi sokaklardı, ancak sokak olgusu da günden güne değişiyor.