Oyun alanları yıllar içinde büyük ölçüde değişti. Ülkemizde de atlı karıncalar eleniyor gibi. Salıncaklar yere yakınlaştı. Kayma ve tırmanma yapıları da oldukça zemine yakın. Bu yeni standartlar zamanın oyun alanlarıyla aynı duyusal ve motor zorlukları, haliyle beraberinde getirdiği becerileri çocuklara sunabiliyor mu sizce?  Bu, çocukların risk almasına izin vermekten daha da derin bir konu aslında.

Oyun alanlarının ve oyuncakların daha güvenli hale getirilmesi için yapılan değişikliklerin çocukların duyusal girdilerini azaltacağını düşünen uzman görüşler var. Özellikle çocukların, hareket halindeyken dik durmasını, dengesini korumasını, hareket etmesini ve çevreyle ilgili görsel bilgileri işlemesini sağlayan vestibüler (denge) sistemin bu durumdan olumlu etkilenmeyeceği vurgulanıyor. Çocukların günlük olarak değişken (hızlı, hızlanan, yavaşlayan…)  hareketlere ihtiyaçları vardır. Havaya yukarı doğru sallanmaları, büyük tepelere doğru kaymaları, sadece eğlenmek için çevrelerinde dönmeleri ve maymun çubuklarından aşağı doğru asılmaları gerekiyor. Bu tür hareketler bir çocuk için çok terapötiktir, dikkati ve okula hazırlığı destekler.

Son yıllarda sınıf öğretmenleri, her yeni sınıflarında odaklanmanın daha da büyük bir sorun olarak karşılarına çıktığını ifade ediyor. Sınıflarındaki çocukların büyük çoğunluğunun dikkatle ilgili sorun yaşadığını söylüyorlar.  Çocukların sık sık sandalyeden düştüklerinden,  duvarlara doğru koştuklarından ve 20 yıl öncesine göre daha fazla kazadan şikayet ediyorlar. Elbette bu; okul, öğrenme ortamının çokça yapılandırmasından ya da çocuktan çıkarılmamış, bireyselleşememiş bir plandan, öğretmen tutumundan da kaynaklanabilir.

Okul bahçelerinin, öğrenme ortamlarının bu terapötik süreci besleyecek şekilde mimarlarca pedagoji odaklı tasarlanması gerekiyor. Dersler, bol kalem kağıt etkinliği yerine gerçek yaşam becerilerini destekleyecek ve duyusal girdiyi arttıracak şekilde planlanabilir. Bu durumda oturamadığı, odaklanamadığı ve kendi süreçlerini düzenlemekte zorlandığı için sorun davranışlarına atıf yapılan ve uzman görüşüne yönlendirilen çocuk sayısı hatırı sayılır derecede azalacaktır.

Açık havada, sokakta yetersiz oyun süresi,  AVM kültürü, çocuk dostu mekanların yetersizliği ve çocukların akıllı cihazlarla uyuşturulması da elbette okullardaki süreci olumsuz etkiliyor. Eğer atlı karıncalar, dikkati ve daha iyi bir beden farkındalığını sağlayan duyusal girdileri sağlıyorsa, atlı karıncanın iyi bir fikir olup olmadığını tekrar düşünebiliriz. Bunu sokakta, parkta, okuldaki tüm oyun alanları için yapabiliriz.